Ehl-i Beyt-2

0
264

*En güvenilir hadîs âlimlerinin ittifakla naklettiği bir başka hadîs de şudur:

(Şu bir gerçek ki ben yakında ölüm aracılığıyla Hakk’a dâvet olunup gideceğim. Size iki ağır emânet bırakıyorum; Allah’ın Kitabı, akrabâm. Allah’ın Kitabı, gökten yere uzatılmış bir iptir. Akrabâm ise Ehl-i Beyt’imdir.)

*İmam Şâfiî, bu noktaya temasla şöyle buyuruyor:

(Ey Resûl’ün ehl-i Beyti! Sizi sevmek, Allah tarafından Kur’an’da farz edildi. Bu size yeter övünç olarak. Ve size salât ü selâm etmeyenin namazı olamaz.)

*Peygamber Efendimiz’in eşi Ümmü Seleme Vâlidemiz şunu naklediyor:

(Bir keresinde Allah Resûlü, Hazret-i Fatma’nın evini şereflendirmiş, oturmuşlardı. Fatma, yemek yapmak üzere et doğruyordu. Hazret-i Peygamber Fatma’ya gidip; Ali, Hasan ve Hüseyin’i çağırmasını emretti. O da gidip çağırdı. Hazırlanan yemeği yedik.

Bunun ardından, Allah Resûlü, sırtındaki Hayber imâlâtı abâyı çıkarıp Ali, Fatma, Hasan ve Hüseyin’in üstüne örterek şöyle dedi:

“Ey Allâh’ım! İşte bunlar benim Ehl-i Beytim ve Âl-i abâmdırlar. Sen, onları rızâna aykırı şeylerden uzak tut!”

Sahâbelerden Üsâme b.Zeyd anlatıyor:

(Bir gece, bir işim için Allah Resûlü’nü ziyârete gitmiştim. Elbisesi altına birilerini almış, örtüyordu. Ben, Ey Allah’ın Resûli, elbisene sarıp sarmaladıkların kimler? diye sordum. Resûl, şu cevâbı verdi: (“Bunlar benim yavrularım ve yavrularımın yavrularıdır. Allâh’ım, ben onları seviyorum, sen de sev! Onları sevenleri de sev!”

Peygamber Efendimiz’in azaldı kölelerinden Sefîne Hazretleri şu Hadîs-i Şerîf’i naklediyor:

(Benden sonra hilâfet otuz senedir. Sonra, mülk ve saltanat olur.)

İslâm Târihi’nde Dört Hâlife devri, Hazret-i Ali’nin şehâdetiyle tamamlandığında toplam yirmi dokuz buçuk yıl geçmişti. Hazret-i Hasan’ın altı aylık hilâfeti, Muâviye’nin kan dökmesini engellemek arzusuyla sona erdiğinde ise, üstteki hadîs yaşanıyor ve otuz sene tamamlanmış oluyordu.

Gerçi Hazret-i Hasan, kan dökülmesin diye hilâfeti bırakmıştı ama, O’nun bu gayreti ve fedâkârlığı kan dökülmesini önlemeye yetmedi.

İslâm âlimleri arasında “müfessirlerin üstâdı” diye anılan Fahreddin-i Râzî, araştırmaları sırasında Ehl-i Beyt’in; bizzat Allah tarafından Peygamber Efendimiz’le tam beş şeyde ortak kılındığını tesbit etmiştir.

Hazret-i Peygamber’in mübârek ağızlarından çıkan “cennet ehlinin genç efendileri” sözüyle müjdelenen Hazret-i Hasan’la Hüseyin; kendilerinden bir şey istendiğinde, hemen şöyle derlerdi:

“Azığımı ahrete taşıyan kişi! Hoş geldin, safâ geldin!”

Çünkü, her ikisi de bu azığın kendileri nâmına taşındığına inanmış ve öyle görmüşlerdir. Zîra insan, Allah’ın kendisine verdiği nîmetin fazlasını bir başkasına verip yüklemezse; kıyâmette Allah’ın huzûruna, o fazlalık sırtına yüklenmiş olarak gelecek ve ondan dolayı sorguya çekilecektir. Bunun için Hazret-i Hasan şöyle buyururdu:

“Onun azığını âhırete, isteyicisi taşıyor ve böylece taşıma yükü kendisinden kaldırılmış oluyor.”