Kütahya Ergûniye Mevlevîhânesi 3

0
20

Erken dönem Mevlevîhânelerinin önem taşıyan eserlerinden olan Kütahya Mevlevîhânesi, kayıtlara bakılırsa “1925’ten sonra, depo vs. olarak kullanılmıştır. “Ancak bir görgü şâhidi sıfatıyla ve elbette üzülerek belirtmek isterim ki; ben ve benim yaşıtlarım, bu mübârek yapının, diğer pek çok benzeri gibi; Semâhâne’sinde ot ve saman yiyen hayvanların barındığını dehşet ve hayret nazarlarıyla görmüşüzdür.

Kezâ gene aynı dergâh-ı şerîfin kapısı üzerindeki 19’uncu asra âit ta’lîk “Yâ Hazret-i Ergun” yazısı ile onun üzerinde bulunan ve 20’nci yüzyıl hattı olan “Yâ Hazret-i Mevlânâ” ibârelerinin, geçmişte -senelerce- kalın bir sıva tabakası ile örtüldüğü bilinmektedir. Yıllar önce, kendi imkânlarıyla getirdiği İtfâiye merdivenine tırmanıp tırnaklarıyla kazıyarak o yazıları gün yüzüne çıkaran zât da Hocam Ressam-Neyzen Ahmet Yakuboğlu’dur ve kendisi hâlen hayattadır.

O yıllara has zannettiğimiz bu tahribat, ne yazık ki şekil değiştirerek dönem dönem devâm etmiştir. Çünkü bir yandan Müslüman – Türk milletine pompalanan, tasavvuf ve Mesnevî terbiyesinden yoksun mutaassıp din anlayışının, atalarımıza hâkim olan Tevhîd Dîni’yle; o incelik ve zerâfetle zerre kadar ilgisi yoktur.Öte yanda da millî ve mânevî bütün mukaddeslerimize düşmanca muâmeleden usanmayan ve utanmayanların gayretleri vardır.

Nitekim, 1959’dan sonra câmi olarak kullanılan ana binânın tamamlayıcı unsurları, yâni Kütahya Mevlevîhânesi’ni meydana getiren külliyenin diğer bölümleri, yok olup gitmiştir. Geriye, kala kala batısında Hazîre ve güneyinde de kesme taştan inşâ edilmiş bugünkü metruk Aşevi kalmıştır.

Demek ki Erguniye Mevlevîhânesi’nin ana binâsı câmi olarak kullanılmasaydı, bugün onu da fotoğraflarda görebilecektik.

Aşevi ise hem dışarıdan ve hem de iç hâli ile -Hâmuşân’ın manzarası gibi-maalesef yürekler acısıdır: